Åok edici bir sahneyle açılan Styx, her ne kadar gündemde eskisi kadar yer almasa da halen büyük trajedilere konu olan kaçak göç ve mülteci sorununa karÅı el birliÄi ile üç maymunu oynayan dünyaya sert bir tokat niteliÄinde. Darwinâin cennetine gitmek için teknesiyle okyanusa yelken açan acil müdahale doktoru Rikeâin okyanusta batmak üzere olan bir mülteci teknesi ile karÅılaÅması üzerine yaÅananları konu alan film, ilk yarısında seyirciye bir tekne ile denize açılma arzusu uyandıracak kadar nefis bir görsel Åölen sunarken ikinci yarıda çaresizlik hissini derinden yaÅatarak insan olmanın gerekliliklerini sorgulatıyor. Mülteci sorununu sadece Batıânın mültecilere karÅı tutumu baÄlamında ele alan, insanları mülteci durumuna iten siyasetlere deÄinmeyen film bu yönüyle eksik bulunabilir olsa da genele bakıldıÄında filmin böyle bir kaygı taÅımadıÄı görülüyor. Zira film, sıradan bir bireyin çaresiz insanlara karÅı ne yapacaÄını bilemeyen âiyi insanâ tarafı üzerine odaklanıyor ve seyirciye âBen olsaydımâı sorgulatmayı amaçlıyor daha çok. Makul süresi ve seyirciyi sıkmayan, onu farklı sorgulamalara iten hikâyesiyle ortalamanın üzerinde bir yapım Styx.
Abre los ojos, The Others, Mar adentro, Agora gibi kalburüstü filmlere imza atmıŠİspanyol yönetmen Alejandro Amenábarâın daha 24 yaÅındayken çektiÄi ilk uzun metraj filmi Tesis. Madrid'te bir üniversitede "sinemada Åiddet" konulu bir tez hazırlayan Angelaânın, tezine yardımcı olması için, korku-Åiddet filmlerine ilgi duyan Chema'dan yardım istemesi üzerine geliÅen gerilim dolu olayları anlatan film neredeyse en ufak bir Åiddet sahnesine yer vermeden insan ruhunun karanlık köÅelerindeki Åiddet eÄilimini çok çarpıcı Åekilde aktarmayı baÅarıyor seyircisine. Satır aralarında medyadaki vahÅet içerikli görüntüleri görmek istemediÄi halde görmek için engellenemez bir merak duyan insan eÄilimlerinin, Åiddete karÅı medyanın ikiyüzlü tavrının sert eleÅtirisini de yapan film, gerilim ve korku ögelerini etrafa kan saçarak saÄlamak yerine ustalıklı kurgusu, hiç düÅmeyen temposu ve bir an bile azalmayan gerilim duygusuyla aktarıyor seyircisine. âsnuffâ teması üzerine çekilmiÅ nadir yapımlardan biri olma özelliÄi de taÅıyan Tesis, seyircisini daha ilk dakikadan itibaren tedirgin eden, sürekli diken üstünde tutan ve yarattıÄı merak duygusunu son ana kadar koruyan sürükleyici bir yapım.
Ãneri için teÅekkürler @19Tufan03
Daha 17 yaÅındayken birçok suça bulaÅıp ıslahevine kapatılan Héctorâun terapi köpeÄini bulmak amacıyla buradan kaçıÅı üzerine kurgulanmıŠDiecisiete, sıcak ve samimi bir yol hikayesi anlatıyor seyircisine. Yeniden aile olmak, yeniden kardeÅ olmak temasını naif bir kurgu ve sevimli diyaloglarla iÅleyen bu minimalist film, gerek özgün mizah anlayıÅı ile gerekse yarattıÄı orijinal karakterlerle seyirciye yaÅama sevinci veren bir sıcaklıÄa sahip.
Yıllardır birbirini görmeyen; biri giriÅimci ruhuyla almıŠyürümüÅ, diÄeri hasta annesine bakmak için babadan kalma atölyeye ve buradaki rutin hayata mahkûm olmuÅ iki kardeÅin yıllar sonra bir araya geliÅi üzerine kurgulanan film, kapalı anlatımı ve söylediklerinden çok söylemedikleri ile farklı okumalara ve psikolojik çözümlemelere açık bir yapım. İnsanın yalnızlıÄı, rutine kapılmıŠbireyin kabullenilmiŠçaresizliÄi çok güzel aktarılmıŠfilmde. İki kardeÅ arasında her açıdan göze çarpan dengesizlik ve bu dengesizliÄin yarattıÄı gerilim de⦠YaÅadıÄı hayattan son derece memnun ama bu memnuniyetten dolayı suçluluk duyan bir kardeÅ ile belki fedakârlık yapmaya gönüllü olduÄu veya zorunda kaldıÄı için belki de zamanında yeteri kadar cesur davranamadıÄı için yaÅadıÄı maÄduriyetten, mahkûm olduÄu hayattan dolayı öfkeli diÄer kardeÅ. Filmde iki kardeÅ arasındaki bu sessiz hesaplaÅma sembolik ögelerle, örneÄin bir çift çorapla, çok güzel aktarılmıÅ. MaÄdur kardeÅin iki kızı ile mutlu bir evliliÄi olan diÄerinden kendi yalnızlıÄını gizlemek için çalıÅanını karısı gibi göstermesiyle ikiliye katılan kadın karakterse filmdeki psikolojik derinliÄe baÅka bir boyut katmıÅ. Basit bir senaryoya ve çok da çetrefilli olmayan bir kurguya sahip olsa da Whisky, verdiÄi siyasi ve sosyal alt mesajlar, özgün sinema dili ve karakterler arasında yarattıÄı çatıÅmayı aktarmadaki baÅarısıyla dikkate deÄer bir yapım.
Daha sonra The Others, Mar Adentro ve Agora gibi baÅarılı filmlere imza atacak olan Alejandro Amenábarâın daha 25 yaÅındayken yönetmenlik koltuÄuna oturduÄu ve Tom Cruiseâun izledikten sonra hem filme hem Penélope Cruzâa hayran kalarak haklarını satın alıp Vanilla Sky adıyla tekrardan çektiÄi; filmde oynattıÄı Penélope Cruz uÄruna da eÅi Nicole Kidmanâdan ayrıldıÄı gerilim ve gizem dolu bir film Abre los Ojos. Gerçek ile hayalin, doÄru ile yanlıÅın sürekli yer deÄiÅtirdiÄi film, katmanlı ve gizemini son ana kadar koruyan yapısı ile seyircisinin ilgisini sürekli üstünde tutan bir yapım. Bir trafik kazasında yüzünü kaybeden genç ve zengin Cesar karakterinin yaÅadıÄı geçeklikle hayal dünyası arasında gidip gelen olaylar zinciri geri dönüÅlerle ve neredeyse kusursuz bir kurgu ile aktarılıyor filmde. Seyircinin de Cesar ile beraber diken üstünde oturduÄu, gerçek ile hayal dünyası arasında oradan oraya savrulduÄu film; bilim kurgu ögeler içeren final bölümüyle de seyirciyi ters köÅeye yatırıyor.
Künyesinde yer alan Brad Pitt ismi ve bilim kurgu türünün yarattıÄı heyecanla baÅladıÄım ve derin bir hayal kırıklıÄı ile baÅından kalktıÄım bir film oldu Ad Astra. Evet, Interstaller tadında ya da bol aksiyonlu, dünya dıÅı yaratıkların ortalıkta cirit attıÄı bir film beklemiyordum ama hikâyesi ve kurgusuyla bu kadar aksayan, zor ilerleyen, bir yere varmayan, diÅe dokunur bir Åey anlatmayan, mantık hatalarıyla seyircinin aklı ile bu kadar açıktan dalga geçen bir yapım olacaÄını da ummuyordum. En azından Brad Pitt öyle yabana atılacak bir filmde rol almaz diye düÅünüyordum. YanılmıÅım. Ad Astra, dramatik bir altyapı üzerine kurgulanmıÅ, alıÅıldık bilim kurgu filmlerinden farklı olarak karakterlerin psikolojik dünyasına odaklanmıŠve geleceÄin dünyasına ait gerçekçi bazı ipuçları veren bir film. Amacı seyircisine bildik bilim kurgu filmlerindeki aksiyonu, heyecanı tattırmaktan ziyade geleceÄin dünyasında yaÅanması olası dramatik ve duygusal derinliÄe sahip bir hikâye aktarmak. Ancak film, oldukça zayıf hikâyesi ve çok aksayan kurgusuyla kesinlikle sınıfta kalıyor. Hani bilim kurgu filmidir, çok da mantık aramamak gerek belki de ama gelecekteki olası dünya için dahi fizik kurallarına aykırı bu kadar seyirci aklıyla dalga geçen hatalar yapılmaz ki⦠BeÄenmediÄim filmleri çok nadiren paylaÅırım ama bu filmi özellikle yorumlamak ve izleme potansiyeli olanları uyarmak istedim. Brad Pitt hatırına, görsel zenginliÄine ve öngördüÄü geleceÄin dünyası betimlemesine istinaden yine de puanımı görece yüksek tutuyorum.
Uzay mekiÄinden kopardıÄın bir kaporta parçasını kendine siper ederek uzay kıyafetindeki yetersiz bir itici güç ile dıŠuzayda gök taÅlarının arasından süzülerek kilometrelerce ötedeki mekiÄine gitmek nedir Allah aÅkına? Ya da roketleri ateÅlenmiÅ bir uzay mekiÄine tırmanarak son anda dolmuÅa atlar gibi içeri girmek?
Vozvrashchenie, Elena ve Leviathan ile bende çok özel bir yere sahip Andrey Zvyagintsevâin izlemeye kıyamayıp hep ertelediÄim ve özel zamanlara bıraktıÄım son filmi Nelyubov, çizgisinden hiç sapmayan yönetmenin özgün sinema diline dair güzel bir örnek. Her ne kadar bu son filminde Zvyagintsev için kendi sinematografisinin üzerine yeni Åeyler koyarak önceki filmlerinden daha iyi bir yapıma imza atmıŠdemek çok mümkün olmasa da her yönüyle ismi ile müsemma baÅarılı bir âsevgisizlikâ filmi yaratmıŠRus yönetmen. Rusya baÄlamından ele alınsa da tüm dünyanın milenyumla beraber insan iliÅkilerinde yabanıllaÅma, kendi kabuÄuna çekilme, sosyalliÄi elektronik ortamlarda arama tavrına dair sert bir eleÅtiri var filmde. Bu noktada teknoloji baÄımlılıÄına ve modern (!) dünyanın bireyleri ben merkezli ve haz odaklı kılan kapitalist tavrına, sevgisizliÄin yarattıÄı dramatik sonuçlara da sarsıcı vurgular yapılmıÅ. Zvyagintsev filmografisi için zayıf deÄilse de çarpıcı bulmadıÄım bir yapım olmasına ve görece düÅük temposuna raÄmen baÅarılı bir film kesinlikle Nelyubov. AfiÅe konu olan sahne ise âSevdiklerinizi hala yaÅıyorken kıymetini bilin.â mesajını çok ince bir tavırla aktarıyor.
The Squid and the Whale, Frances Ha ve Mistress Americaâdan tanıdıÄımız Noah Baumbachâtan ustalıkla kurgulanmıŠdokunaklı bir ayrılık hikayesi Marriage Story. Her Åeyden önce Scarlett Johansson ve Adam Driverâın harika oyunculukları ile göz dolduran film, âSeverek ayrılalımâ diye baÅlayan bir ayrılıÄın özellikle dava avukatların eline düÅtüÄünde ne kadar çirkinleÅebileceÄini, öte yandan birbirlerine kızgın da olsalar giderek agresifleÅen bir boÅanma sürecinde bile birbirlerine hala saygı duyan iki insanın tüm çirkin hukuki detaylara raÄmen ne kadar insancıl davranabileceklerini naif ayrıntılarla ve ajitasyona kaçmadan etkileyici bir dille anlatıyor. Gerçekçi ve yalın anlatım dili ile her iki tarafa da empati kurdurtmayı, insan iliÅkilerine dair pek çok kavramı sorgulatmayı baÅaran film, karakterlerinin iç dünyasını ve yaÅadıÄı çeliÅkileri baÅarıyla aktarıyor seyircisine. Marriage Story, güçlü oyunculukları, baÅarılı kurgusu ve etkileyici dramatik alt yapısı ile yılın en iyileri arasına girmeye Åimdiden aday.
Danimarkaânın en önemli iki oyuncusu Kim Bodina ve Nikolaj Lie Kaasâın varlıkları ile Åenlenen deli dolu, uçuk kaçık, absürt bir komedi/suç filmi Gamle Mænd i Nye Biler. KaraciÄer hastası manevi babasına karaciÄer nakli yaptırmak ve bir suç çetesine olan borcunu ödemek için türlü yollarla para bulmaya çalıÅan Harald ve ekibinin temposu bir an bile düÅmeyen maceralarının anlatıldıÄı film, aksiyon sahneleri ve sıra dıÅı mizah anlayıÅı ile seyircisine eÄlenceli vakit geçirtmeyi garanti ediyor. 1999 yapımı bir önceki filmi I Kina spiser de Hundeâde yakaladıÄı çizgiyi bozmadan devam eden Lasse Spang Olsen, Gamle Mænd i Nye Bilerâde de absürt mizahın zirvelerinde dolaÅarak seyircisine bol kahkahalı dakikalar vaat ediyor.
Usta yönetmen Martin Scorseseâin eski toprak üç efsanevi oyuncu baÅta olmak üzere geniÅ bir oyuncu kadrosuyla çektiÄi Amerikan suç dünyasına dair biyografik filmi The Irishman, 3,5 saatlik süresine raÄmen iyi kurgulanmıŠhikâyesi ve akıÅkan sinema dili ile kendini sıkmadan izleten ilgi çekici bir yapım. Film, kamyonculuk yaparak geçimini saÄlarken suç dünyasının önemli bir figürü haline gelen Frank karakterinin gözünden suç dünyasına, bu dünyadaki kirli iliÅkilere ve iç hesaplaÅmalara, hükumet mafya baÄlantılarına dramatik bir altyapı üzerinden bakıyor. Filmin 1950âli yıllardan baÅlayıp 90âlara kadar uzanan hikâyesinin ilk yarısında Frankâın suç dünyasında kendine yer bulma süreci ve bu süreçte tanık olduÄu mafya içi hesaplaÅmalar anlatılırken ikinci yarısında ülke siyasetine yön verecek kadar güçlü kamyoncular sendikası baÅkanı Jimmy Hoffaânın kaybettiÄi iktidarını tekrar kazanmak için suç dünyasının en tepesindeki söz sahiplerine karÅı verdiÄi mücadele ele alınıyor. Kenedy suikastından Domuzlar Körfezi Ãıkarmasıâna kadar dönemin önemli siyasi olaylarına da deÄinen film bu yönüyle Amerikaânın siyaset ve suç dünyası tarihine dair tarihsel bir altyapıya da sahip. Ãte yandan film, dönem havasını ne kadar iyi yansıtsa da 80âine merdiven dayamıŠüç dev oyuncuyu farklı yaÅ gruplarında gösterme konusunda yeterli baÅarıyı gösteremiyor ve gereksiz yere uzatılmıŠfinaliyle de genelde yakaladıÄı akıcılıÄını kaybediyor. Her Åeye raÄmen The Irishman, üç güçlü oyuncuyu bir araya getirmesi, son yıllarda örneÄine pek rastlamadıÄımız hikâyesi ve elbette ki Martin Scorseseâin yönetmenlikteki baÅarısı ile izlemeye deÄer bir yapım.